Agito ergo sum ! -

Avrupa

19 July 2026

ASRIN MUAMMASI-AVRUPANIN EVLADI: NÜRNBERG/ANSBACH

Orta Çağ’da, Nürnberg’te, hayvansal yağ ve deri ticaretinin yapıldığı kuyruk yağı pazar meydanı,  Unschlittplatz’da sekiz numaralı binanın önünde, kendisine büyük gelen partal giysileriyle ve elinde şişkin, kapalı bir zarf ile dikilen delikanlının gizemi günümüzde de çözülebilmiş değil.  

28 Mayıs 1828 günü bir kunduracının karşısına dikilen, nereden çıktığı belirsiz, konuşması anlaşılmaz, davranışları ürkütücü oğlanı Nürnberg 6. Süvari Alayı’na zarfın üzerinde ismi yazan  yüzbaşıya götürdüler. Zarfta iki mektup vardı. Birincisi, muhtemelen yıllar önce yazılmış, 30 Nisan 1812’de doğan, 6. Süvari Alayı’ndan bir asker olan babası ölmüş, Kaspar isimli bebeğini yoksulluk nedeniyle bakamadığı için terk ettiğini ifade eden annenin mektubuydu. İkinci mektup ise bebeği 7 Ekim 1812’de bulup yıllarca ona baktığını, okuma yazma öğrettiğini, dini eğitim verdiğini, ancak artık ona bakamayacağını belirten fakir bir gündelikçi işçiye aitti. 

Mektuplardan 16 yaşında olduğu anlaşılan, doğru dürüst konuşamayan,  garip  tavırlar  gösteren delikanlı önüne kağıt kalem konduğunda kusursuz bir el yazısıyla ismini yazar:  Kaspar Hauser 

Tehlikeli bir yabani olarak görülen, ne idüğü belirsiz delikanlıyı Nürnberg Kalesi’nde bir kuleye kapatırlar.  Bir bebeğinki kadar pürüzsüz ayak tabanları ve el ayaları dikkat çekmektedir. Yatmadan, daima oturur vaziyette uyuması,  ekmek ve su dışında bir şey yiyip içememesi şaşırtıcıdır. Ayrıca perspektif ve mesafe algısında bozukluk, cansız nesneleri ayırt edememesi gibi gariplikler de vardır.  Kulede geçen iki ayın sonunda delikanlının yıllarca ağır tecrit altında, insan yüzü  görmeden büyümüş  bir  yabani  çocuk olduğuna  karar  verilir.  Nürnberg belediye başkanı tarafından kuleden çıkarılır ve kıdemli öğretmen George Friedrich Daumer’in himayesine verilir. 

Nürnberg’de  kenti gezmek bir anlamda da Kaspar Hauser’in izini sürmek demek. Delikanlının ortaya çıktığı pazar meydanının  az ötesinde bulunan Beyaz Kule (Weiße Turm) gezi için iyi bir başlangıç noktası.   Bir zamanlar şehre giriş-çıkışlarının denetlendiği bir kapının başında yer alan kule günümüzde oldukça hareketli bir meydan olan Ludwigplatz’da dikiliyor. Kulenin yanı başında, Hans Sachs’ın bir şiirinden esinlenen heykeltıraş Jürgen Weber’in “Evlilik Karuseli” adlı heykeli, kentteki en dikkat çekici eserlerden biri.  Zaman içinde değişen aşamalarıyla bir evlilik tasviri olan bu eserde ilk tutkudan sadakatsizliğe, geçim derdinden yabancılaşmaya, yaşlılıktan ölüme kadar çeşitli temalar yer alıyor. 

Ludwigplatz’dan ilerleyip Kaspar Hauser’ın ortaya çıktığı pazar meydanını geçer geçmez, kenti ikiye bölen Pegnitz Nehri’ni aşmak için yapılan çok sayıda köprüden ilki, Cellat Köprüsü (Henkersteg) çıkıyor karşımıza.  Makbul görülmeyen meslek erbabı olan cellatların kendilerine tahsis edilmiş Cellat Kulesi’ne gidip gelirken, halktan kimselerle karşılaşmamaları için özel olarak yapılmış zamanında.  Köprüden diğer ucunda yer alan Bit Pazarı (Trödelmarkt) adacığında ismine kaynaklık eden bit pazarından eser yok şimdilerde. Alışveriş ve yeme içme açısından bir cazibe merkezi olan Trödelmarkt adacığının diğer ucunda, dönemin Kutsal Roma Germen İmparatoru IV. Karl’ın adıyla anılan köprü (Karlsbrücke) Pegnitz Nehri’nin kuzeyine geçiş sağlıyor. Bu bölge eski şehrin kalbi. Kentin ana meydanı Hauptmarkt,  olağan zamanlarda sebze-meyve tezgahlarının kurulduğu, seyyar yeme-içme mekânlarının dizildiği büyük bir pazar yeri olsa da, yılbaşına yakın Noel pazarlarına ev sahipliği yapan bir alan olmasıyla ünlü. Meydanın bir tarafında yer alan Meryem Ana Kilisesi (Fraunkirsche) yalnızca gotik ihtişamıyla değil, her gün öğleyin 12:00’de çalmaya başlayan mekanik saatiyle de dikkat çekici. Kalabalıkların yoğun ilgisini çeken bu mekanik gösteri, yedi elektör prensin tahta oturan IV. Karl’ın önünden saygıyla geçişlerini yansıtmakta. Bu yedi figür, IV. Karl’ın 1356’da yayımladığı Altın Ferman (Goldene Bulle), imparatoru belirleme yetkisini verdiği yedi farklı makam sahibini temsil etmektedir. Altın Ferman, papanın imparator seçme yetkisini ve imparatora taç giydirme ritüelini sona erdiren; dolayısıyla Orta Çağ Avrupası’nda sıkça görülen taht kavgalarını ve iç savaşları bitirmeye yönelik bir anayasal metin niteliğinde. Kilisenin karşısında, pazar yerinin diğer tarafında bulunan göz alıcı renklere sahip Güzel Çeşme (Schöner Brunnen) üzerindeki dört katmandan üçüncüsünde de aynı yedi figür göze çarpıyor. Orijinal parçaları koruma altına alınmış ve aslına sadık kalınarak 1903 yılında yapılmış replika olan Güzel Çeşme, üzerinde başarılı bir demir işçiliği ile gizlenmiş biri altın sarısı, diğeri siyah demir iki halkanın, sol elle 3 kez saat yönünde çevrilirse dileklerin gerçekleşeceğine ve şans getireceğine olan geleneksel inanış nedeniyle Nürnberg’de en çok rağbet gören eserlerden biri. 

Pazar yerinin üst tarafında bulunan tarihi belediye binası (Rathaus) ve San Sebald Kilisesi arasından yokuş yukarı yürüyerek kale tepesine ulaşılıyor. Kaleye girmeden önce tepenin hemen altında, geleneksel ahşap evlerin yan yana sıralandığı Weißgerbergasse ve Nürnberg’li ressam  Albrecht Dürer’in evi görülmeye değer. Nehre yakınlığı nedeniyle bir zamanlar deri tabakhanelerinin bulunduğu ve zengin deri tüccarlarının ahşap kirişli, dik çatılı rengarenk evleriyle süslü Weißgerbergasse, Tabaklar Caddesi anlamına geliyor zaten.  Caddeye açılan Tiergartnertör meydanında ise Albrecht Dürer Evi (Albrecht Dürer Haus) yer alıyor. Yenilikçi bir Rönesans ressamı olan Albrecht Dürer’in ölümüne dek yaşadığı ve eserlerini ürettiği bu ev Avrupa’da 16.yüzyıldan günümüze dek hiç bozulmadan kalmış tek sanatçı evi olması nedeniyle önemli. Aslında, İkinci Dünya Savaşı’nda Nürnberg’i neredeyse yerle bir eden bombardımandan zarar görmüş, ancak yıkılmamış ve 1949 yılında aslına uygun şekilde onarılmış.  Bugün Albrecht Dürer Müzesi olarak işlev gören ev, ressamın kendisinden önce basit bir zanaat olan baskı tekniğini geliştirerek ürettiği sanat eserleri hakkında  fikir sahibi olmak için bir fırsat sunuyor. 

Bir zamanlar Kaspar Hauser’in kapatıldığı Nürnberg Kalesi Kaiserburg olarak anılıyor. Bunun sebebi, Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun fiili başkentinin Nürnberg olması ve Nürnberg Kalesi’nin de konaklama için imparatorların öncelikli tercihi olması. Altın Ferman’a göre her seçilen imparator ilk toplantısını Nürnberg’de yapmak zorundaymış ve çoğunlukla da toplantı mekânı Kaiserburg olurmuş. Konumu ve etrafını saran devasa hendekleri nedeniyle Orta Çağ boyunca kuşatmayla, askeri güçle ele geçirilemeyen kalenin hendekleri günümüzde Nürnberg Bira Festivali’ne ev sahipliği yapmakta. 

Kaleyi dolaştıktan sonra şehrin doğu yakasından yürüyüp Fraunkirche’nin arkasından ilerleyince Müze Köprüsü (Museumbrücke) ve köprü üzerindeki Kutsal Ruh Hastanesi (Heilig-Geist-Spital) karşımıza dikiliyor. Yaşlı ve bakıma muhtaç bireyler için 1339’da inşa edilmiş bu hastane. 16. yüzyılda Pegnitz Nehri üzerinde uzanan su kemerlerinin üzerine yayılarak genişletilmiş ve bugünkü görkemli haline ulaşmış. Hastane binasında, 15-18. yüzyıllar boyunca Kutsal Roma-Germen İmparatorluğu’nun kutsal emanetleri saklanmış. Günümüzde yaşlı bakım evi işlevini sürdüren bina geleneksel lezzetler sunan bir Frankonya  restoranına da ev sahipliği yapıyor. Bu binanın hemen arkasında Hans-Sachs-Platz meydanı yer alıyor. Hans Sachs, Nürnberg’de hayatı boyunca kunduracılık zanaatını sürdürmüş bir ozan. Saray dili yerine Nürnberg halkının kullandığı gündelik dil ile yazdığı şiirler, şarkılar ve oyunlar çok sevilmiş.  Richard Wagner, Nürnbergli Usta Şarkıcılar operasının baş karakteri yaparak onurlandırmış, altı binden fazla eser vermiş olan ozanı. Adını verdiği meydanda bronz sureti oturuyor bu gün elinde kitabıyla. Pegnitz Nehri’nin öte yanında ise kentin en görkemli gotik mimari eseri Aziz Lorenz Kilisesi (Lorenzkirche) dikiliyor. 

Nürnberg, Luther reformlarına itibar eden ilk protestan başkentlerden biri olmasına ragmen değişim sürecinde Katolik kiliselerindeki vitray, heykel ve resimler imha edilmeyip korunmuş. Bu da kenti  farklı  Hristiyan mezhepleri için bir çekim merkezi haline getiriyor. Her yıl haziran ayında, Paskalya’dan 60 gün sonraki ilk perşembe günü kutlanan Katolik yortusu (Fronleichnam) için Nürnberg’e gelen yüzlerce Protestan, Saint Sebald Kilisesi’nde ayine katılıp Meryem Ana Kilisesi önündeki pazar meydanında toplu halde kutsama ritüeliyle günümüzde sıradışı bir dini etkinliğe de ev sahipliği yapıyor. 

Nürnberg’de görülecek yerler sadece eski tarihi şehirden ibaret değil. Kutsal Roma Germen İmparatorluğu’nun  başlıca “Alman” kenti olması, Nazi lideri Hitler için şehri önemli kılmış. Nazi rejiminin propaganda başkenti ilan edilen şehir, Nazi ırkçılığının hukuksal zeminini oluşturan yasalarıyla da ünlü maalesef. Nürnberg Kanunları olarak adlandırılan yasal düzenlemeler ile soykırımın temelleri burada şekillendirilmiş. Şehir Nazilerin şaşalı güç gösterilerine sahne olmuş. Nürnberg’in güneydoğusunda on bir kilometrekareye yayılan bir alanda, Hitler’in konuşmalarını yaptığı Zeppelintribün ile karşısında Nazi kıtalarının tören yürüyüşlerini yaptığı Zeppelinfeld, bugün kentin en önemli yeşil alanlarından biri. Bitişiğindeki gölün yanı başında Roma Kolezyumu’ndan esinlenerek inşa edilmiş devasa kongre salonu Kongresshalle ise devam eden restorasyonu nedeniyle şimdilik bir şantiye alanı. Bu yapının kuzey kanadında ise Nazi terörünü belgeleyen bir dokümantasyon merkezi (Dokumentationszentrum) bulunuyor.  İkinci Dünya Savaşı sonrasında tarihe tanıklık etmiş bir diğer önemli yapı ise Nazilerin yargılandığı Nürnberg Duruşmaları’na ev sahipliği yapan Adalet Sarayı (Justizpalast).  20. Yüzyılın başında inşa edilen Adalet Sarayı, tamamlandığında 350 metrelik uzunluğuyla Bavyera Krallığı’nın en uzun binası olarak ünlenmiş. Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrası Nazilerin yargılandığı uluslararası mahkemeye ev sahipliği yapınca ünü katlanmış. Nazilerin yargılandığı salon, bugün bir müze olarak korunuyor.  Adalet Sarayı’nın tarihinde dikkat çeken bir başka olay ise Adolf Hitler’in henüz Nazi lideri değilken, 1925 yılında bir hakaret davasında -yıllar sonra Nürnberg duruşmalarının yapılacağı 600 numaralı salonda- tanık kürsüsüne çıkmış olması. Hitler’in lehine tanıklık yaptığı Julius Streicher, o günkü duruşmada hüküm giymekten kurtulsa da yıllar sonra -kurucusu olduğu Der Stürmer gazetesiyle yaydığı  antisemitizm ve Nazi propagandasının sanığı olarak- bu salona ikinci kez gelişinde insanlığa karşı işlediği suçlardan dolayı “baş savaş suçlusu” olarak idama mahkum edilmiş. 

Nürnberg’de, Friedrich Daumer’in himayesindeki Kaspar Hauser ise Almanca okuma ve yazmayı iyice öğrenip kendini ifade edebilecek duruma geldiğinde geçmişine ışık tutacak bilgiler verebilmiş.Nürnberg pazar meydanında insan içine çıkana dek, zifiri karanlık, dar bir hücrede, neredeyse  daima  oturur  vaziyette on altı yıl geçirdiğini, sadece ekmek ve su ile beslendiğini, küçük bir oyuncak tahta atın eşlik ettiği zindandaki karanlık yıllarında hiçbir insan yüzü görmediğini anlatan  Kaspar Hauser,  Nürnberg’te  geçirdiği bir yılın sonunda hamisi  Friedrich Damuer’in evinin mahzeninde, yüzünü siyah bir ipek bir maske ile gizleyen, kara giysili bir kişinin bıçaklı saldırısına uğradı, yaralandı ama ölmedi. Bu saldırı, Kaspar Hauser’in üzerindeki gizemi artırdı. Kimileri delikanlının Baden tahtının varisi olduğunu ve tahttan uzak tutulmak için ölü bir bebekle değiştirildiği dedikodularını yaydı. Kimileri de saldırıya dair bir tanık bulunmaması nedeniyle Hauser’in ilgi çekmek için düzmece bir hikâye anlattığını öne sürdü. Bütün bu gelişmeler Lord Stanhope’un ilgisini çekince, Kaspar Hauser bu İngiliz aristokratın himayesine girdi. Ancak bir süre sonra Kaspar’ın tutarsız davranışlarına, bazı yalanlarına tanık olan Lord Stanhope, delikanlıya olan sempatisini yitirdi. Ocak 1832’de Kaspar Hauser’i başka bir Bavyera kentine,  Ansbach’a  gönderdi.  Ansbach’ta öğretmen Johan Georg Meyer’in yanına bırakılan Kaspar Hauser, bir süre sonra Ansbach adliyesinde zabıt katibi olarak çalışmaya başladı.  

Ansbach, Nürnberg’e 30-40 dakikalık mesafede yer alan tarihi bir Orta Frankonya kenti. Trenden iner  inmez,  istasyondan beş dakikalık yürüyüş mesafesinde Ansbach Hofgarten, yani devasa bir saray bahçesine  ulaşılıyor. Hofgarten’in tam ortasında yer alan limonluk (Orangerie), esasen saraya ait narenciye ağaçlarını soğuktan korumak için inşa edilmiş; ancak ilerleyen zamanlarda Ansbach uç beyinin  (Markgraf)  yazlık sarayı olarak kullanılmış görkemli bir yapı. Markgraf, Kutsal Roma Germen  İmparatorluğu’nda  imparatorluğun sınır bölgelerini korumakla görevli, idari ve askeri yetkilerle donanmış uç beylerini tanımlamak için kullanılan bir sözcük. Orangerie’nin yanı sıra ilerleyip bahçeden çıkınca uç beyinin sarayı (Rezidenz) karşılıyor ziyaretçileri. Rokoko mimari sanatının estetiğini sergileyen sarayın önündeki meydandan (Schlossplatz) ilerleyerek Kaspar Hauser Meydanı’na varılıyor. Bu meydanda Markgrafen Müzesi’ni geçip sağa dönünce bitişik nizam, geleneksel Bavyera evleriyle  kentin  tarihi  dokusuna nüfuz etmek mümkün. Taşıt trafiğine kapalı, geniş bir yaya bölgesi olan eski kent merkezinde Saint Gumbertus ve Saint Johannis kiliseleri yükseliyor. Kiliselerin gölgesinde ise kafelerde, birahanelerde dinlenen ve demlenen insan kalabalığı. Eski kentin merkezinde Kaspar Hauser anısına dikilmiş iki  figürden  oluşan bronz heykel yükseliyor. İlki Nürnberg’de ortaya çıktığı günkü haliyle buluntu çocuk, ikincisi Ansbach’ta  hayata veda eden zabıt katibi Kaspar Hauser. 

Kaspar Hauser’in Ansbach’taki ölümü de Nürnberg’de ortaya çıkması kadar esrarengiz. Annesi hakkında  bilgi vermek  bahanesiyle çağrıldığı  gizli buluşma için 14 Aralık 1833 günü Hofgarten’e giden Kaspar Hauser burada uğradığı bıçaklı saldırıda ölümcül bir yara aldı.  Birkaç gün sonra, 17 Aralık 1833’te  yaşamını yitirdi. Kaspar Hauser’in bıçaklandığı yerde anıtsal bir gotik sütun yer alıyor; üzerinde Latince bir yazı:   Hic occultus occulto occisus est.  

Gaipten gelen, burada öldürüldü gizlice. 

Ansbach’ta geçirdiği kısa ömründe Kaspar Hauser’in defalarca geçtiği Herrieder Tor, eski kent merkezinin güney kapısı. Bu kapıdan çıkınca ve Saray Meydanı’ndan başlayarak eski kenti çevreleyen ana caddeyi (Promenade) geçince on beş dakikalık bir yürüyüş mesafesinde şehir mezarlığı (Stadtfriedhof) var. Burası Kaspar Hauser’in ebedi istihbaratgâhına ev sahipliği yapıyor. Bu nedenle Ansbach ziyaretçilerinin önemli bir uğrak noktası.  

Aslında mezarlık, Avrupa’da çok sık rastlanmayan bir mimari yapıya sahip. İtalyancada kutsal alan anlamına gelen Camposanto  tarzı mezarlık mimarisinin bir örneği olan yapı, üstü açık, dikdörtgen bir orta alanı çevreleyen revaklı koridorlar ve bu koridorlara açılan sıra sıra dizili mezar odalarıyla karakterize. Bu dörtgen kabir düzenine Almanlar Gruften-Viereck adını vermiş. Ansbach şehir mezarlığında kentin ileri gelen ailelerine mensup kişilerin defnedildiği kabirleri barındıran 160 mezar odası  bulunuyor.   Kaspar Hauser’in mezarı ise orta kısımdaki açık alanda yer alıyor. Titiz bir otopsiden sonra 20 Aralık 1833 günü hatırı sayılır bir kalabalık eşliğinde buraya defnedilmiş.  

Kaspar Hauser’in Ansbach Markgrafen Müzesi’ndeki kanlı giysilerinden elde edilen örneklerle yakın zamanda yapılan DNA incelemeleri delikanlının bir hanedan varisi olamayacağı anlaşılmış. Yine de Kaspar Hauser sadece Nürnberg ve Ansbach ile sınırlı kalmayan bir üne kavuşmuş. Avrupa’nın evladı olarak anılacak kadar benimsenmiş geniş bir coğrafyada. 

Ansbach kent mezarlığında gömünün üzerinde dikili taş üzerindeki Latince yazı delikanlının yaşamını özetliyor bir anlamda:

Hic jacet Casparus Hauser, aenigma sui temporis, ignota nativitas, occulta mors.  

Burada asrın muamması Kaspar Hauser yatıyor. Doğumu meçhul, ölümü esrarengiz.  

Türkiye

20 September 2019

Mamanın Tangosu

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Evanthia Reboutsika- O Venelos Stis Kanes

 

Bir uçak yolculuğu sırasında, havayolu şirketinin dergisini karıştırırken bir otelin reklamına ayrılmış sayfanın altında iki müzisyenin fotoğrafı dikkatimi çekti birden. Daha önce hiç görmediğim yüzlerin altlarında yatan isimler çok tanıdıktı çünkü. Dergideki suretlerini görmeden çok önce, Gökçeada’da ıssız bir köyün sokaklarını arşınlarken tanışmıştım onlarla.

(more…)

Avrupa

18 September 2018

Cadılar ve Biralar: Bamberg

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: George Frideric Handel-Sarabande

 

Yeryüzünde, zamanın sanki durmuş gibi gözüktüğü ama öte yandan hayatın tüm canlılığıyla sürdüğü yerler vardır. Thomas More’un  “Gelenek, ateşi miras bırakmaktır, küllere tapmak değildir” sözlerine nazire yaparcasına geçmişin mirasını canlı tutan bir Frankonya şehrinde bulduk kendimizi gün biterken.

(more…)

Avrupa

05 September 2017

Galilei’nin Kürsüsü

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: John DownlandLachrimae

Lavta: Christopher Morrongiello

Ülkenin pek çok gözde kenti varken fazlaca üne sahip olmayan bu kente öncelik vermemiz bilinçli bir tercihti. Mestre istasyonundan Venedik’e akan turist kalabalığının tersi istikamette, trenle 15-20 dakikalık kısa bir yolculuktan sonra vardığımız Padova günümüzde sakin bir taşra kasabası gibi görünse de hem tarihiyle, hem de yaşadığımız coğrafya ile şaşırtıcı bağlantısı nedeniyle önemli bir yer.

(more…)

Yunanistan

27 January 2017

Drama Köprüsü

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Anonim- Drama Köprüsü

Bağlama: Tufan Kumaş

Yol kıyısında durmuş ne yöne bakmamız gerektiğini kestirmeye çalışırken karşıdan gelen küçük otomobil yavaşladı, sürücü penceresini açtı ve soruyu yapıştırdı şiveli bir Türkçe ile, selamsız sabahsız:

-Türk müsünüz?

Cevabı verince  selam faslı arkadan geldi. Açık camdan muhabbete başladık amcayla. Meğer burada duranlar neredeyse daima Türkiye’den gelenlermiş. Birkaç yıl önce Türkiye gazetelerinde çıkan “Drama köprüsü bulundu” haberinden sonra da gelenlerin sayısı epeyce artmış. Amcama sorarsan köprü filan yokmuş buralarda, bizim görmeye çalıştığımız yapı da eski bir su kemerinden başka bir şey değilmiş zaten.

(more…)

İzlanda

10 October 2016

Arzın Merkezine Seyahat



Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Adrian Von Ziegler-Slava, Moy Brat

Kuzeye doğru Niflheim uzanırdı, buz ve karla kaplı
Muspell vardı güneyde, ateş ve alevler içinde kaynayan
İkisinin arasındaysa bir muazzam boşluk, Ginnungagap

Kuzeyden buraya zehirli bir nehir akardı
Akar akar  donardı
Kırağı ve buz olurdu tabaka tabaka
Güneyden esen sıcak yel eritti buzu damla damla

O damlayla başladı hayat
Uğursuz orman devlerinin ilki
Ymir vücut buldu damlalardan

İlk insan Büri ise bir kayada şekillendi
Önce saçları, sonra kafası
Ve üçüncü günün sonunda tüm gövdesiyle

Büri’nin torunları, Odin ile kardeşleri
Cenk edip öldürdü devlerin babasını
Ve devlerin saltanatı sona ererken
Ginnungagap’a atılan devin cansız bedeninden yeryüzü oldu

Kanı su oldu okyanuslara,  eti toprak
Kemiklerinden dağlar, dişlerinden kayalar
Saçlarından çayırlar ve ağaçlar doğdu*

*Prose Edda (Slav Mitolojisi)


Yaradılış öyküleri çoğunlukla birbirine benzer ilahi metinlerde. Kuzeyin hikayesinin çarpıcılığı ise aşina olmadığımız bir coğrafyayı bu denli iyi betimlemesinden olsa gerek.

(more…)

Avrupa

04 December 2015

Canterbury Hikayeleri

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Artefactum-Llgada al Mercade de Oxford


Bir haziran sıcağında indik trenden, öğle saatlerinde. İstasyondan çıkıp  ıssız sokaklarda dolandık “Batı Kapısı”na varıncaya dek. Roma egemenliğindeyken şehri çepeçevre saran surlar, yıllara direnemeyip yıkılınca orta çağda onarılmış; onarılırken de görkemli kulelerin eşlik ettiği kapılarla süslenmiş ama modern zamanları yedi kapıdan biri görebilmiş ancak.

(more…)

Kuzey Amerika

05 September 2015

“Buraların halkı”

 


Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: The Ramrods-Ghost riders in the sky


Sacramento nehri kıyılarında, bir hızar atölyesi inşası sırasında 24 Ocak 1848’de bulunan bir altın külçesi pek çok insan için yeni bir hayat muştusu olmuş,  Amerika’dan ve (Türkiye de dahil) dünyanın pek çok yerinden göçmeni yeni fırsatlar sunan topraklara çekmişti. Öyle ki o tarihte ancak bin kişinin yaşadığı San Francisco bu olaydan iki yıl sonra Aralık 1849’da yüz bin kişilik bir nüfusa ulaşmıştı.

Altına hücum göçmenlere umut kapısı olurken bazıları için sonun başlangıcıydı.

(more…)

Yunanistan

20 May 2015

Galipler ve Mağluplar

 

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Chris Spheeris –Invisible Hands

Tarihi, galipler ve mağluplar, kahramanlar ve korkaklar arasında geçen olaylar zinciri olarak, neredeyse bir bilgisayar oyunu tadında öğrendiğimiz için ismine aşina olduğumuz, fakat nerededir, nasıl gidilir bilmediğimiz pek çok yer vardır.

Yunanistan anakarasında gezi güzergahımızı belirlemek için harita başında oturmuş tartışırken rastladığımız iki isim benzer bir çağrışımla uğranılacaklar listesinde yerini alıverdi hemen. (more…)

Türkiye

15 April 2015

Süveydiye’de Artakalanlar

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Komitas Vardapet –Dle Yaman

Duduk: Lévon Minassian

 

Ab-ı Hayat Çeşmesi’nin arkasında gördüğümüz iki katlı taş yapıya bakıyorduk birlikte.

Bu ev benimdi” diyerek yutkunup anlatmaya başladı.

Müze yapılacak diye 20 bin lira bedelle kamulaştırılmış önce kaymakam tarafından. Sonra bir sabah tahliye emriyle jandarmalar gelmiş, kapıya dayanmışlar.

Yapmayın, etmeyin” demeye kalmadan evden çıkartılmışlar, eşyaları dışarıya bir köşeye yığılmış.

Benzin döküp eşyalara çaktım kibriti o öfkeyle…Üç gün sonra da anam kahrından öldü” diyerek söze noktayı koydu Pala.

(more…)

Türkiye

15 March 2015

Ateşliler Komünü’nden Paşa Sancağı’na

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Göksel BaktagirGarip (Hicaz Saz Semaisi)

Klarnet: Hüsnü Şenlendirici

Albüm: Hüsn-ü Hicaz

 

Eski bir gar binası, insansız…

Yeşilliğin ortasında bir kara tren, kadim başkentin yarım kalmış tarihi gibi kesik raylar üzerinde sessiz sedasız…

İlk büyük savaşın ardından yeniden çizilen sınırların bahtsızlığında yalnız bir istasyon…

Meşrutiyetin ilanından sonra İstanbul’u Balkanlara bağlamak üzere büyük umutlarla inşa edilen demiryolu hattı savaş sonrasında Yunanistan toprağında kalınca, kadükleşen, yerini yenisine bırakmak zorunda kalan Karaağaç’taki Edirne tren istasyonu oldu kentteki ilk durağımız.

(more…)

Yunanistan

18 December 2014

Yağmur Çiseliyor

Yazı ve fotoğraflar: Yüce Ayhan

Müzik: Z. Livaneli  – Şeyh Bedreddin Destanı

Bağlama: Tufan Kumaş

 

Şehre yaklaşırken inceden bir yağmur başladı. Yaz ortasındaki bu beklenmedik tesadüfle sözcükler gayri ihtiyari dökülüyor dudaklarımızdan:

 

Yağmur çiseliyor…

Serez’in esnaf çarşısında,

bir bakırcı dükkanının karşısında…..

Yağmur çiseliyor…

 

Bir esnaf çarşısı var mıdır, tek bir bakırcı dükkanı olsun kalmış mıdır bilmiyoruz. Ezberimizdeki dizeleri mırıldanarak  ilerliyoruz sadece.

(more…)